9 April 2018 tarihinde rene clinic tarafından yazıldı.

Selülitle ilgili merak edilenler…

This post is also available in: Türkçe (Turkish)

 

Selülit umduğunuzdan da yaygın aslında. Kadınların yüzde 80-95 i hayatlarının herhangi bir aşamasında selülit görüntüsüne sahip oluyor. Erkekler daha şanslı, bu oran erkeklerde yüzde 10’lara düşüyor. Gelin bu kadar yaygın olan ve estetik kaygılar ile kadınların başının belası olan selülit hadisesini mercek altına alalım.

Selülit nedir?

Selülit deri altı alanda birbirinden odacıklarla ayrılmış yağ toplanmalarının deri yüzeyinde düzensizlikler ile kendini göstermesi olarak tarif edilebilir. En sık kalça ve uyluk bölgesinde olan ve portakal kabuğu görüntüsü diye de adlandırılan selülit ergenlik sonrası kendisini gösterir.

Selülitin aşamaları nelerdir?

Selülit klinik görüntüsüne göre üç grupta sınıflanır.

0. Derece: Selülit yoktur

1. Derece: Dışarıdan gözle görülür bir bozukluk olmamasına rağmen, bölgenin mikroskopik incelemesinde yağ dokusunda değişiklikler görülür. Kişi ayakta iken veya yatarken yüzey düzensizliği gözükmez ama bölge iki parmak arasında sıkıştırıldığında kendini belli eder.

2. Derece: Dışarıdan gözle görülmeye başlanan yüzeyel düzensizlikler sınırlı da olsa vardır. Kişi ayakta iken izlenebilen bu düzensizlikler yatar pozisyonda izlenmez. Bölge elle sıkıştırıldığında bu görüntü daha da artar. Cilt elastikiyetinde azalma, deri renginde soluklaşma ve deri sıcaklığında azalma ile kendini gösterir.

3. Derece: Dışarıdan belirgin gözle görülür yüzey düzensizlikleri vardır. Portakal kabuğu görüntüsü denilen bu durum kişi ayaktayken de yatarken de gözlenir.

Neden Selülitim var ?

Selülitin tam nedeni bilinmemekle beraber sorumlu tutulan bir takım faktörler vardır.

Hormonal faktörler: Östrojen, insulin, noradrenalin, tiroid hormonları ve prolaktin selülıt gelişiminde rol oynayan hormonlardır

Genetik: Bazı genetik özellikler selülit gelişimi için alt yapı oluşturmaktadır. Bazı ırklar, kadın cinsi, yavaş metabolizma özellikleri, yağ dağılımındaki değişkenlikler, dolaşım yetersizlikleri genetic olarak sorumlu tutulan faktörlerdir. Bu nedenle de fazla kilosu olmayan bireylerde dahi selülit izlenebilmektedir.

Diyet: Özellikle aşırı yağ ve karbonhidrat tüketimi selülit gelişimine neden olur. Buna ek olar tuzdan zengin fiberden fakir beslenme alışkanlıkları da sorumlu faktörlerdendir.

Yaşam stili: Sigara içenlerde selülit daha fazla izlenir. Egzersiz yapmayan bireylerde, uzun süreler boyunca ayakta veya oturarak hareketsiz çalışanlarda bu soruna daha sık rastlanılır.

Giyim stili: Sıkı iç çamaşırı kullanımı, özellikle lastik kısımlarının kalçanın ortaşından geçtiği tipteki kilotlar, bölgenin dolaşımına olumsuz etki gösterir ve selülit gelişiminde rol oynar.

KREMLERDE NE OLMALI?

Selülit ile mücadelede bir takım kremler önerilmektedir. Her ne kadar bu kremlerden hiçbiri bilimsel olarak kanıtlanabilmiş bir etkiye sahip olmasa da yine de içeriklerinde aranması gereken bir takım etken maddelerden söz etmek mümkündür.

– Anti selülit kremlerde en çok tercih edilmesi gerekenler:

– Metilksantin (kafein ve teobromin)

– Pentoksifilin

– Beta agonistler ve adrenalin

– Alfa antagonistler

– Ginkgo biloba

– Hint kestanesi

– Squalene

– Hyaluronik asit

– Aminofilin

– Karnitin

– Pek çok antiselülit kreminde yukarıdaki etken maddelerden bir kaçı kombine olarak mevcuttur. Kullanıldıkları süre boyunca faydalı gözüken bu selülit kremlerinde kalıcı veya uzun soluklu bir düzelme genellikle gözükmez.

Selülitten tamamen kurtulmak mümkün mü?

Selülit tedavisinde öncelikle beslenme ve egzersiz üzerinde durulmalıdır. Bu alışkanlıklarda yapılacak değişiklikler özellikle kafein içerikli kremlerle desteklenmelidir.  Tedavide radyofrekans, geniş spekturumlu ışık ve lazerlerin kullanımları kısmi fayda ile önerilir.

SELÜLİTE KOMBİNE TEDAVİLER

Selülitde hem sıkılaşmaya hemde yeni sağlıklı kollajen yapımına ihtiyaç vardır. Bu iki farklı ihtiyacı tek bir işlemle yeteri kadar elde etmek ise zordur. Günümüzde gerek selülite yüzey düzensizlikleri ve portakal kabuğu görüntüleri için enjeksiyon yardımlı kollajen üretimi faydalıdır. Polyllaktik asit enjeksiyonları ile enjeksiyonu takiben 2. Haftadan itibaren yeni kollajen üretimi ve küçük çukurcukların kişinin kendi dokusu ile doldurulması mümkündür. Polyllaktik asit enjeksiyonları birer ay arayla toplamda üç defa yapılabilir. Miktar ve sıklık selülitin derecesine göre belirlenir. Yeni kollajen yapımı sorunun önemli bir kısmını çözse de sıkılaşma ihtiyacı da mevcuttur. Geniş spekturumlu ışık dalgaları ve radyofrekans ile deri altındaki var olan lifler sıkılaşırlar ve gevşekliğe bağlı görüntü bozukluğunda azalma meydana gelir. Enerji bazlı bu uygulamada 8-10 seans olarak uygulanır. Sandviç tedavisi şeklinde polyllaktik asit ve geniş spektrumlu ışık birbirlerini takip eden ve tamamlayan bir tedavi protokolü içerisinde yapılır. İki ile üç ay arasında süre alan bu tedavi protokolü ile selülitten tamamen kurtulmak her bireyde mümkün olmayabilir ancak kombine tedavilerde her bireyde belirgin fayda elde edilir.